|
|
Kastamonu Tarihi
Kastamonu çok eski
bir yerleşim merkezidir. Târih öncesi çağlara âit kalıntılar
bulunmuştur. M.Ö. 1780-1200 senelerinde Sümerlerin bir kolu
olan Kaşkalar (Gaslar) bu bölgeye hâkim olmuşlardır.
Anadolu’da ilk siyâsî birliği teşkil eden Hitit
İmparatorluğunun sınırları içinde bulunmuştur. Hititlerden
sonra Kimmerler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Bilâhare Frikler
ve Lidyalılar bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 6. asırda
Perslerin M.Ö. 4. asırda ise Makedonya Kralı İskender
tarafından istilâya uğramıştır. Makedonya istilâsı ile bâzı
İyon siteleriKastamonu sâhiline yerleşmişler ve bilâhare Pers
asıllı Pontus Krallığı bu bölgeyi ele geçirmiştir. M.Ö. 1.
asırda Romalılar Pontus Krallığını ortadan kaldırıp kendisine
ilhak edince bu bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine
geçmiştir.
M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu’nun
diğer bölgeleri gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına
düşmüştür. Bizanslılar bu bölgeye “Paflagonya” ismi
vermişlerdir. Bizans imparatorluk hanedânı(âilesi)ndan
Kommenoslar bu bölgedendir.
Türkler, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu’yu
olduğu gibi Kastamonu’yu da fethetmişlerdir. Fakat Haçlı
Seferleri esnâsında Bizanslılar Haçlı ordusunun yardımıyla
sâhildeki kentleri işgal edince Kastamonu yeniden Bizans’ın
eline geçti. 1204 senesinde Türk kumandanlarından Hüsameddin
Çoban Bey, Kastamonu’yu Bizanslılardan geri aldı. Selçuklu
sipâhileri Kastamonu kalesi önlerine gelmişti, kaleyi almak
şöyle dursun surlara tırmanmak bile meseleydi. Birçok şehit
verdikten sonra dönmek (ricat) askerin moralini bozacaktı.
Günlerden Cumâ idi. Kaleye yeniden hücum için hazırlık
yapılıyordu. Yunus Mürebbi isimli bıyıkları henüz çıkmış bir
genç, Çobanoğlu Hüsameddin Beyin huzûruna çıkıp; “Beyim, Koçu
Beyim, Ata Beyim. Bağışlayın beni, cenk zamanı bayraktar ben
olmak isterim. Ne olur bunu esirgemeyin benden!” diyerek
arzusunu bildirmiş komutan; “Hayır!” deyince, nalbant çırağı
olan henüz çocuk yaştaki Yunus Mürebbi; “Ata Beyim, gece
rüyamda sevgili ve şerefli Peygamberimizi (sallallahü aleyhi
ve sellem) görmekle şereflendim. Yarın bana kavuşacaksın.
Fakat elinde bayrakla bana gel!” buyurdu deyince, gözleri
yaşaran Çobanoğlu Hüsameddin Bey, sancağı bu yiğit gence
öperek teslim etti.
Hücum başladı. Kaleden kazan kazan kaynar yağlar dökülürken,
alevli paçavralar arasında Deli Sungur, Derviş Musa ve Kara
Duran Beylerin oklarının himâyesinde ilerleyen Yunus Mürebbi,
belindeki urganı surlara fırlattı ve sanki kuş olup surların
sağ burcuna tırmandı, bayrağı buraya dikti. Elindeki kılıç ile
hantal kale kapısının yağlı halatlarını kesti ve kapı açıldı.
Açılan bu kapıdan Türk askerleri girerek kale fethedildi.
Çobanoğlu Hüsameddin Bey, sağ burca geldiğinde bu genç yiğitin
vücûdunda pekçok ok olmasına rağmen sancağı dimdik tuttuğunu
gördü. Yunus Mürebbi şehitlik makâmına ve insanlığın
kurtarıcısı, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve
şerefli Peygamber efendimize kavuşmuştu. Bu kalede bulunan
“Bayrak Sultan” türbesi bu genç şehide âittir.
Hüsameddin Çoban Bey, Çobanoğulları Beyliğini kurmuştur. Bu
beylik, Selçukluların bir uç beyliği olarak 1309 senesine
kadar hâkimiyetini sürdürmüştür. Çobanoğullarından sonra
Şemseddin Yaman Çandar, bu bölgeyi ve çevresini ele geçirerek
Candaroğlu Beyliğini kurdu (1309). 1460 senesine kadar
Candaroğulları bölgeye hâkim oldu. Bu beylik
“İsfendiyaroğulları” ismiyle de bilinir. Candaroğulları,
Osmanlı Hânedânı ile yakın akrabalık kurdu. Candaroğlu
İsfendiyar Beyin kızı Hanife Hûma Hâtun Osmanlı Sultanı İkinci
Murâd’ın zevcesi ve Fâtih Sultan Mehmed Hanın annesidir.
Candarlı beylerinin bir kaçının annesi, Osmanlı sultanlarının
kızlarıdır. Candarlı İsmail Bey, Fâtih Sultan Mehmed Hanın
halasının oğluydu. 1460 senesinde beyliğini savaşsız Osmanlı
Devletine bırakıp, kendisi Filibe Sancakbeyliğini (Vâliliğini)
kabul etmiştir. Vezir Şemsi Paşa ile Malta Seferini idâre eden
Vezir Mustafa Paşa bu hânedâna mensuptur. Fâtih’in küçük oğlu
Şehzâde Cem, 1468’de altı sene Kastamonu Vâlisi olarak görev
yapmıştır.
Candaroğulları veOsmanlı devrinde Kastamonu çok önemli bir
şehirdi. Osmanlı Devletinin sonlarında eski önemini kaybetti.
Candaroğulları ile Osmanlılar bu şehirde çok sayıda eser
bıraktılar. Osmanlı devrinde Kastamonu, merkezi Kütahya olan
Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından biriydi.
Tanzimâttan sonra vilâyet (eyâlet) merkezi oldu. Cumhûriyet
devrinde ise eyâletin merkez sancağına (vilâyetine) Kastamonu
vilâyeti dendi. Bugün birer il olan Bolu, Çankırı ve Sinop,
Kastamonu’ya bağlıydı. On dokuzuncu asırda Kastamonu mâmur
olup, dokumacılık, dericilik, bakırcılık ve boyacılık
sanâyiinde çok ileriydi. Halkın ezici çoğunluğu Türk olup
yabancı çok azdı. Yolların bozukluğu, ticâret yollarına
uzaklığı ve toprağın az ve verimsiz oluşu ile eski mâmurluğunu
kaybetti.
Birinci Dünyâ Harbi sonrası dâhil hiçbir istilâya mâruz
kalmayan bir şehir olan Kastamonu, İstiklâl Harbinde büyük
hizmetler yapmıştır. İstanbul’dan silâh ve cephâne, İnebolu ve
Kastamonu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmıştır. Cumhûriyetin
îlânından sonra Atatürk, 23 Ağustos 1925’te “Şapka Devrimi”ni
bu ilde îlân etmiştir. Cumhûriyet devrinde Kastamonu’dan büyük
şehirlere ve bilhassa İstanbul’a çok sayıda kişi göç etmiştir.
kaynak:
http://ansiklopedi.turkcebilgi.com
|