|
|
TANRININ ELİ
MUSTAFA AFACAN
Saat 14’de Gazi
Stadı’nın önüne postu serdik sermesine de, neylersin ki kapı duvar.
“Saat 15’de başlayacak karşılaşma için taraftar içeri acep kaçta alınır”
diye işi birazda kinayeye bindirip yetkili olabileceğini düşündüğümüz
insanlara soruyoruz. Polisler henüz gelmemişmiş, özel güvenlik yokmuşmuş.
Cevaplar böyle. Demek ki 70 yaşındaki ihtiyarlara maaş kuyruğu
eziyetinden sonra birde maç kuyruğu eziyeti reva görüyoruz. Maça girmek
gecikince yapacak iş bulamayan fanatiklerse can sıkıntısından herhalde
stadın giriş kapısı yanında ki duvarları spreyle boyamaya başlıyorlar.
TRT 3 kanalında 20-30 sene öncenin maçlarını seyrederken dikkatimi çeken
stadyumun içine park eden arabalardır. O görüntüleri gördükçe stat
organizasyonumuzun UEFA sayesinde nerden nereye geldiğini daha iyi
anlıyoruz. Ama gel gör ki Gazi Stadı’nda sahayı çeviren tel örgülerin
kenarına park eden otolar hala Kastamonu’nun 70’li yılları yaşadığını
gösteriyor. Ne keyfine düşkün eşrafımız, sonradan görmelerimiz var ki
illa arabasıyla stada girecek, burnumuzun dibine arabasını park edecek.
Zinhar bilet kuyruğunda filan da sıra beklemeyecek amca. Sizin önemli
adamlığınızı yesinler.
Kalbimizi bu sene alkaraların kanatlarına gömdükse de, eh bir köşesi de
hissiyatımızın illaki Sedat Kalaycı için çarpıyor. Futbolculuk
yıllarında KSK için döktüğü tere geçen yıl hoca olarak kattıklarından
sonra Kastamonu halkı onu kolayına unutmaz diyeceğim ama gel gör ki
kraldan çok kralcı olan yurdum insanı yine vefanın sadece bir boza
markası olduğunda ısrar ediyor. Ne ayıp ki, Sedat Kalaycı takımına bir
ter idmanı yaptıracak sahayı cumartesi gün bulamadı. Yazıklar olsun bu
memleketin kraldan çok kralcılarına. Yazıklar olsun bu memleketin çocuğu
olan Şeref’e gol attıktan sonra sövenlere, siyenlere. Adam gol atınca
sevinmeyecek demek ki, hatta üzülecek üstüne birde. Bu kulübün Şeref
gibi çocuklarımıza geçen seneden borcunun olması nasılsa kimsenin
umurunda değil.
KSK için federasyon ayrı bir prosedür uygulasa ne kadar güzel olur.
Mesela KSK maçında skordord olmasa, puan cetveli filan olmasa. Hatta
karşılaşma 90 dakika ile de sınırlı olmasa, Kırkpınar güreşleri gibi
seyretsek maçı, ta ki canımız sıkılıp televizyonda kanal değiştirene
kadar. Brezilya-Alman kırması mı desek bu takıma, Harlem mi. Hepsi çiçek
çocuk, hepsi geleceğin yıldızı. Bu maçta da mesela Uygar’a hayran
kaldım. Adı güzel, futbolu güzel.
Alkaraların en büyük handikapları ise oynadıkları toptan hakemin de,
rakibin de, seyircinin de bihaber olması. Mesela solbekin hucüm hattında
kaldığı pozisyonda orta saha oyuncusunun otomatikman dakkada kademeye
girmesinin muhteşemliğini bu seyircinin anlaması için daha 70 seneye
ihtiyaç var. Yahut, uzatma dakikalarında dahi hiç işi telaşa vermeden
aralarında ki pas trafiğini tıkır tıkır yapmalarını alkışlamak için.
Seyirciye bakarsan “vur, kır, parçala”. Sakın ola seyirciye kulak asma
alkaram.
5. lig öyle bir klasman ki, futbolun kirletilmesine dair nerdeyse
aradığın her şeyi bünyesinde barındırıyor. Sanki Bafralı topçular KSK
maçı için yaptıkları antrenmanlarda futbol taliminden çok tiyatro
eğitimi almışlar gibiydiler. Maç boyu top oynamak yerine işi sakatlığa
bağlayıp vakit geçirme senaryosunu uygulayan Bafra karşısında KSK’da,
seyirci de, hatta hakem de naçar kalmıştı ki, tam ossaat “Tanrının Eli”
yetişti imdada. Bafralı topçunun hakem düdük çalmadan topu eline
almasının başka türlü izahı olmaz herhalde. Penaltıya kimse cak cuk
etmesin, Bakan’ın memleketi diye verildi çamurunu atmasın. Hakemin
çaldığı düdük hakem kurslarında verilecek ders niteliğinde bir karardı,
helal olsun.
Oyunu germe, vakit geçirme, futbolu baltalama üzerine kurulu böylesi bir
oyun anlayışını Sedat Kalaycı’dan öte, maçın tansiyonuna ve Bafralı
topçuların KSK karşısında çaresiz kalmalarına bağlamak istiyorum. Çünkü
Sedat Kalaycı’nın Gümüşhane’nin hocası gibi kaşar, aklı futboldan başka
her şeye çalışan bir papaz olduğunu düşünmek dahi istemiyorum. Bafralı
taraftarların karşılaşma sonrası çıkardıkları olaylara bakınca Bafra’ya
geçen yılki iki futbol şehidinin acısın yetmediğini de üzülerek
görüyoruz.
Alkaraların oynadıkları topa hakemler hazır değil, seyircimiz hazır
değil, hatta yönetim bile hazır değil. Beraberlikle sonuçlanan
karşılaşmalardan sonra kavga etmek için sahaya ilk koşan ne yazık ki
yöneticilerimiz oldu. Demek ki bu çocuklar sayesinde hepimiz gün gün bir
şeyler öğreneceğiz.
Kastamonu Gazetesi
07.10.2008
Yazara Mail Gönder
|